Prag Gezi Yazısı – Orta Çağın Büyüsünde Masalsı Bir Yolculuk

0

TARİH VE ROMANTİZMİN MÜKEMMEL UYUMU 

Hani bazı şehirler vardır ki daha adımınızı attığınız ilk andan itibaren sizi masalsı bir yolculuğa çıkarır. İşte Prag da böyle bir şehir. Kimini romantik bir ruh haline sokarken kimine de tarihi derinden hissettirir. Belki herkes aynı şeyi hissetmez ama herkesin Prag’da kendine ait bir şeyler bulacağı kesindir. Her şehrin olduğu gibi Prag’ın da bir kişiliği vardır. Şehir, sakin, gizemli, büyüleyici ve hayatı derinden yaşayan bir kişiliğe sahip. Gelin bu masal şehrin büyüsüne biraz daha kapılalım. İşte Bir Tutam Prag Gezi Yazısı.

Prag Manzarası – Prag Gezi Yazısı

Şehrin Kalbinin Attığı Meydan Stare Mesto

Önce şu konuda anlaşalım. Prag öyle bir günde, koştur koştur gezilebilecek bir şehir değil. Şehrin her sokağını adımlayarak ve şehri hissederek gezmeniz gerek. İlk durağımız onlarca büyülü sokağın birleştiği, şehrin kalbinin attığı ve yaşam tarzını yansıttığı Old Town yani eski şehir meydanı. Meydanı çevreleyen rengarenk evlerin, barok ve gotik mimari ile şahlandırarak inşa edildiği bu meydanda dünya mutfağını ve yerel lezzetleri servis eden şirin restoranlar, barlar, müzeler, galeriler ve hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Yine bu meydanda bulunan Kafka Evi’ni, St. Nicholas Kilisesi‘ni, Görkemli Tyn Katedrali’ni ve Dünya’nın en ilginç ve her saat başında kukla şovu eşliğinde çan sesleriyle Prag’ın ahengine katılan UNESCO Kültür Mirası Astronomik Saat’i görmeyi de ihmal etmeyin.

St. Nicholas Kilisesi – Prag Gezi Yazısı

Vltava Nehri’ni Gerdanlık Gibi Süsleyen Köprü: Karl Köprüsü – Prag Gezi Yazısı 

Meydan’dan Antik Prag Kalesi‘ne doğru yol alırken, belki de Dünya’nın en romantik noktalarından biri olan Karl diğer adıyla Charles Köprüsü‘nü kullanmalısınız. Köprünün girişinde, sizi 65 metrelik gotik bir kule sizi karşılar. Yereldeki adı “Toz Kulesi” olan bu kule eskiden baruthane olarak kullanıldığı için rengini baruttan almış. Orta Çağ’da Bohemya Kralları taç giyme törenlerine katılmak için şehre bu noktadan giriş yapıyormuş. Devamındaki köprü de bu kralların ve azizlerin usta işi 30 adet heykelle taçlandırılmış. Özellikle gün batımında bu köprüden geçmenizi şiddetle tavsiye ederim. Prag’a neden romantik şehir dediklerini işte o zaman çok iyi anlayacaksınız.

Prag Kalesi – Prag Gezi Yazısı

Altın Yoldan Antik Prag Kalesine Yolculuk

Prag her ne kadar gelişmiş bir tramvay sistemine sahip olsa da bu şehri yürüyerek gezmelisiniz. Çünkü her sokak, her cadde muhteşem eserlere ev sahipliği yapıyor. İşte bu sokaklardan biri olan Altın Yol (Zlata Ulicka), Prag’ın en ünlü simgelerinden biri olan ve şehre hâkim bir noktada bulunan Prag Kalesi’nin merkezi diye nitelendirilen Aziz Vitus Katedrali‘ne açılıyor.  Çok kısa bir yol olmasına rağmen, Aziz George Manastırı, Lobkowicz Sarayı, Dalibor Kulesi ve sanat galerileri eşliğinde bu yolun hiç bitmemesini dileyeceksiniz. Kalenin arka tarafında bulunan ve kendinizi tarihi filmlerin setinde hissedeceğiniz Strahov Manastırı‘nın kütüphanesine de bir uğrayın derim. Aziz Vitus Katedrali‘ni gezdikten sonra dönüş yolunu kale duvarının yanında bulunan ve eşsiz bir Prag manzarası sunan Zahrada Na Valech yolunu kullanmalısınız. Yolun devamında bulunan Kafka Müzesi ve Lennon Duvarı’nı da görmeyi ihmal etmeyin. Prag Kalesi

Tyn Kilisesi – Prag Gezi Yazısı

Eşsiz Lezzetlerle Günün Yorgunluğunu Atma Zamanı

Prag 24 saat canlı bir şehir. Tüm ikonik eserlerin civarında dünyanın tüm lezzetlerini bulabileceğiniz mekanlar mevcut. Özellikle konsept restoranlar açısından çok başarılı bir şehir. Orta çağ konsepti ile tasarlanmış restoranları tavsiye ederim. Bir yandan yerel mutfağın yemeklerinin tadını çıkarırken diğer yandan Çek ezgileri ve dansları ile eğlencenin doruk noktalarına ulaşabilirsiniz. Çeklerin ünlü çorbası Bramboraçka, bizim dolmamızı andıran Pinena Paprika, Macar mutfağından etkilendiğinin kanıtlarından biri olan Gulas, içeceğinizin yanında iyi gidecek olan atıştırmalık Smazeny, ızgara sevenler için Svickova ve tatlısız olmaz diyenler için Medovnik ve Trdelnik tatlıları denenmesi gereken lezzetlerden.

Svickova Yemeği – Prag Gezi Yazısı

Avrupa’nın En Güzel Gece Hayatına Sahip Şehirlerinden Biri

Gidilecek zamanların, en hareketli, en coşkulu ve en eğlenceli dönemine denk gelmek istiyorsanız aradığınız tarihlerin Haziran-Ağustos aylarında olmasına özen gösterin. Birçok Avrupa ülkelerine kıyasla uygun olan bu yer için size önerim Old Town’da The Dubliner ve Double Trouble isimli publar olacaktır. Ayrıca eğlencenin dibine vuracağınız St. Wenceslas meydanında Lucerna adlı mekan Prag’ın underground gece kulüplerindendir. Karl Charles Köprüsü‘nün yanında bulunan Karlovy Lazne, Balkanların ve Orta Avrupa’nın en büyük gece kulübü olup, Prag’ın da en popüler mekanı.

Prag sokaklarında kendinizi bulmanız dileği ile!

Bu yazımız aynı zamanda Sun Express uçak içi dergisi olan Suntimes‘ta da nisan ayında yayınlandı.

Detaylı Prag Gezi Rehberi için linki tıklayın. Prag Gezi Rehberi

İyi Seyahatler.

Önceki İçerikKalesi İle Disney’e İlham Veren Şehir – Segovia Gezi Rehberi
Sonraki İçerikTuscana’nın Gözbebeği ve Sırların Şehri: SİENA – Siena Gezi Rehberi
Merhabalar ben Reşat Taman, Diyarbakır doğumlu, seyahat ve fotoğrafçılık tutkusu ile yanıp tutuşan, 12 senedir fırsat buldukça hayallerinin peşinden gitmek için Dünya’yı arşınlayan ve bu hayalleri gerçekleştirirken gittiği her yerde zıplayarak imzasını koyan, 30 yaşında kısmi zamanlı bir gezginim. Normalde fotoğraflarımdan bile anlayacağınız üzere, enerjimi işime de yansıtarak, Gaziantep’te İpekyolu Kalkınma Ajansı’nda 5 yıldan bu yana Yatırım Uzmanı ve Eğitmen olarak görev almaktayım. 12 senede 3 kıta ve 53 ülkeden 265 şehir gezdim. Hatta bazı şehirler/kasabalara ayak basan ilk Türk olduğum konusunda iddialıyım. Seyahatlerime başlarken önce bir kıtayı bitirip sonra diğerlerine başlayacağım demiştim. Bu yüzden ilk Avrupa kıtasını İzlanda hariç tamamen bitirdim. Son zamanlarda özellikle zaman ayırma anlamında seyahatin zor olduğu Afrika ve Asya kıtalarına başladım. Son olarak benim için işin en zevkli kısmı olan zıplama muhabbetinden de bahsetmek istiyorum. Ben oldum olası kadraj karşısında durup poz vermeyi ya da selfie çekmeyi bir türlü sevemedim. Ama sonuçta gittiğimiz yerlerde bir hatıramız olmalıydı. Ben de kendime bir imza bulmaya karar verdim. Bu imza öyle bir imza olmalıydı ki benim seyahate olan aşkımı, tutkumu ve enerjimi yansıtmalıydı. Sonunda gittiğim tüm şehirlerde ve kasabalarda zıplayarak yüzlerce imzadan oluşan bir koleksiyonum oldu. Seyahat tutkumuzun hiçbir zaman sönmemesi dileğiyle...
PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here