Bir Haftasonu Amsterdam Macerası – Amsterdam Gezi Rehberi

0

BATAKLIKTA AÇAN ÇİÇEK: AMSTERDAM

Hani bazen uyanmak istemeyeceğiniz, uyandıktan sonra da tekrar gözümüzü kapatırız aynı güzelliğin devam etmesini isteyeceğiniz kadar güzel bir rüya görürsünüz ya… İşte Amsterdam’ı gezerken aynen bu hislere bürünürsünüz. Tıpkı Hollandalı ünlü ressamlar Van Gogh, Rembrandt ya da Vermeer’in tabloları gibi bu şehirde gezmenin verdiği hazzın tarifini anlatmak zor inanın çok zor.  İşte Kısa Bir Amsterdam Rehberi – Haftasonu Amsterdam Macerası

Amsterdam Macerası  – Amsterdam Kanalları

Daha şehre adımınızı attığınız ilk andan itibaren Dünya’nın en hareketli ve hayatın 24 saat dur durak bilmeden devam ettiği bir şehirde olduğunuzu anlıyorsunuz. Şehri ağ gibi ören kanallarla Venedik’i, sanatla yoğrulmuş müzelerle Paris ya da Viyana’yı, tam bir görsel şölen sunan şehir mimarisi ile Prag’ı aynı anda önünüze koyan bir şehirdir Amsterdam. Bu arada bu güzel şehir ile ilgili ulaşım rehberine bir göz atın derim. Amsterdam Ulaşım

Şehri Ağ Gibi Ören Kanallar

Kanallar şehri denince herkesin aklına ilk etapta Venedik gelir ancak Amsterdam sahip olduğu 165 kanalla Venedik’i aratmayan bir şehir. Üstelik kanalların muhteşem ve kusur bulamayacağınız şehir planlaması ile tasarlanması, Amsterdam’ı Dünya’nın en düzenli şehirlerinden biri haline getiriyor. Şehre geldiğinizde yapmanız gereken ilk şey, kanallar boyunca gezmenizi sağlayan ikonik botlarla kanal turlarına katılmanız olsun. Küçük bir öneri olarak bunu mutlaka planlamanıza dahil edin.

Amsterdam Macerası  – Amsterdam Kanalları

Amsterdam’ın Kalbi Dam Meydanı

Şehrin kalbinin attığı, meydanı dolduran sokak sanatçılarının sayesinde eğlencenin hiç bitmediği bu meydanda renkli saatler geçirebilirsiniz. Hazır meydana gelmişken Dünya’nın en zengin balmumu heykellerini sunan Madame Tussauds Müzesi’ne ve Kraliyet Sarayı’na da uğramayı ihmal etmeyin.

Müzeler Şehri

Dünya’nın en ilginç müzelerine ev sahipliği yapan bir şehir kuşkusuz Amsterdam’dır. Şehir, yetiştirdiği onlarca ünlü sanatçının da eserlerinin sergilendiği sanat müzelerinden işkence müzelerine, esrar müzesinden seks müzesine, direniş müzesinden çanta müzesine kadar pek çok müzeye ev sahipliği yapıyor.

Amsterdam Macerası – Rijksmuseum – Fotoğraf: Ali Çelik

Bu kadar müzeyi tabii ki gezebilmek zor ancak klasik sanat ve Asya eserleri ile dolu Rijkmuseum’u, modern sanat denince akla gelen ilk müzelerden biri olan Stadeliyk’i ve 250’ye yakın eseriyle Dünya’nın en ünlü ressamlarından biri olan Van Gogh’un eserlerinin sergilendiği Van Gogh Müzesi’ni görmeden dönerseniz inanın Amsterdam’ı tam manasıyla gezmiş sayılmazsınız. Müze önleri inanılmaz kalabalık olduğundan gitmeden önce biletlerinizi almanızda yarar var. Örnek bir linki buraya bırakıyorum. Diğer müzelerin de resmi sitelerinden biletinizi alabilirsiniz. Rijskmuseum Ticket

Çiçek Pazarı ve Lale

Amsterdam’ı anlatırken onunla bütünleşmiş çiçek kültüründen bahsetmemek olmaz. Özellikle laleden dolayı Hollanda ile olan geçmişimiz malum. Osmanlı Devleti ve Hollanda arasındaki yoğun ticaret döneminde, lale soğanları ilk kez Hollandalı tüccarlar tarafından ülkeye götürülür. Ancak çiçek ülkede öyle bir popüler hale gelir ki, 17. yy’a damgasını vuran “Tulipomania” çılgınlığının yaşanmasına sebep olur. O dönem alışveriş ve ticari sözleşmeler lale soğanları ile yapılıyormuş.

Amsterdam Macerası – Amsterdam Çiçek Pazarı

Üzerinden onca yıl geçmesine rağmen lale kültürünün Hollanda için ne kadar önemli olduğunu ülkeyi gezerken çok rahat şahit olabilirsiniz. Başta lale olmak üzere binlerce çiçeği bulabileceğiniz Çiçek pazarları, şehrin dört bir yanına kurulmuş bir halde sizi tüm güzelliğiyle karşılıyor. Şehir insanı için bu pazarlar kuşkusuz çok önemli. Özellikle akşam iş çıkışında binlerce kişinin ellerinde çiçeklerle bir yerlere yetiştiğini görünce biraz içerlenmedim desem yalan olur.

Herşeyin Birarada Olduğu Mutfak

Amsterdam, Dünya’nın en kozmopolit şehirlerinden biri. Sokaklarda dolaşırken her milletten insana rastlamak mümkün. Şehrin turizmdeki rolünü de düşünürsek, şehir tam anlamıyla bir Dünya mutfağı. Japon, Çin, İtalyan, Arap, Malay, Hint, Rus, Türk, İran gibi mutfakların seçkin örneklerini ya da sokak lezzetlerini bulabilirsiniz Amsterdam mutfağında. Gurmeler ya da yemek yazarları için bulunmaz bir şehir. Merak etmeyin, ülkenin kendi mutfağını deneyimlemek isteyenleri de unutmadım. Öncelikle Hollanda denince akla ilk gelen ve en lezzetlerini Albert Cyup Market’inde bulabileceğiniz peynir kültürünün ünlü temsilcileri olan Edam ve Gouda peynirlerini denemeli, seyahatiniz bitmeden stoklamalı ve evinize getirmelisiniz. Ve emin olun bu tarifsiz lezzeti tattığınız için asla pişman olmayacaksınız.

Biraz da Sokak Lezzetleri 

Gezerken zamandan tasarruf etmenizi sağlayan bol soslu ve eritme peynirli patates kızartmasını (Vlaamse Frites) , Uzakdoğu’dan esinlenerek servis edilen Rijsttafel’i (pilav) , Amsterdam’a özgü bir sandviç olan Broodjes’i, deniz ürünleri sevenler için Herring’i (ringa balığı), tatlı ve çikolata düşkünleri için Poffertjes’i, Stroopwafel’ı, Likörlü çikolatalar Drops’u, Oliebol’u da tatmalı hatta doyana kadar yemelisiniz.

Amsterdam Macerası

Tam Bir Bira Cenneti – Amsterdam Macerası

Alkole gelince kişi başına Dünya’da en çok bira tüketen ülkelerin başında gelen Hollanda’da bulunan envai çeşit birayı ve ülkenin medarı iftiharı Jenever cin likörlerini damak zevkinize göre deneyebilirsiniz.

İyi seyahatler

Önceki İçerik2 Günde Phuket Adası Turu – Phuket Adası Gezi Rehberi
Sonraki İçerikSakarya : Bir Şehirden Fazlası – Sakarya Gezi Rehberi
Merhabalar ben Reşat Taman, Diyarbakır doğumlu, seyahat ve fotoğrafçılık tutkusu ile yanıp tutuşan, 12 senedir fırsat buldukça hayallerinin peşinden gitmek için Dünya’yı arşınlayan ve bu hayalleri gerçekleştirirken gittiği her yerde zıplayarak imzasını koyan, 30 yaşında kısmi zamanlı bir gezginim. Normalde fotoğraflarımdan bile anlayacağınız üzere, enerjimi işime de yansıtarak, Gaziantep’te İpekyolu Kalkınma Ajansı’nda 5 yıldan bu yana Yatırım Uzmanı ve Eğitmen olarak görev almaktayım. 12 senede 3 kıta ve 53 ülkeden 265 şehir gezdim. Hatta bazı şehirler/kasabalara ayak basan ilk Türk olduğum konusunda iddialıyım. Seyahatlerime başlarken önce bir kıtayı bitirip sonra diğerlerine başlayacağım demiştim. Bu yüzden ilk Avrupa kıtasını İzlanda hariç tamamen bitirdim. Son zamanlarda özellikle zaman ayırma anlamında seyahatin zor olduğu Afrika ve Asya kıtalarına başladım. Son olarak benim için işin en zevkli kısmı olan zıplama muhabbetinden de bahsetmek istiyorum. Ben oldum olası kadraj karşısında durup poz vermeyi ya da selfie çekmeyi bir türlü sevemedim. Ama sonuçta gittiğimiz yerlerde bir hatıramız olmalıydı. Ben de kendime bir imza bulmaya karar verdim. Bu imza öyle bir imza olmalıydı ki benim seyahate olan aşkımı, tutkumu ve enerjimi yansıtmalıydı. Sonunda gittiğim tüm şehirlerde ve kasabalarda zıplayarak yüzlerce imzadan oluşan bir koleksiyonum oldu. Seyahat tutkumuzun hiçbir zaman sönmemesi dileğiyle...
PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here