Kopenhag Gezi Rehberi 2026 | 2026’nın herkes için güzel bir yıl olmasını dilerim.
Yılın ilk yazısında, hafızamda en güzel yeri alan 2025 yılındaki seyahatlerimden biri olan Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ı anlatmak istedim.

Uçak biletimi aldıktan sonra seyahatimin Işık Festivali’ne denk geldiğini öğrendiğimde inanılmaz sevinmiştim. Bazen planlı programlı denk getiriyoruz bu tarz etkinlikleri ama bazen de tamamen tesadüf oluyor. Açıkçası bana böyle denk gelmesi daha da güzeldi; çünkü sürprizleri seviyorum.
Kopenhag’da 1. Gün
Kısaca bahsetmek gerekirse, Copenhagen Light Festival genellikle Ocak sonu – Şubat başı arasında düzenleniyor ve yaklaşık 3 hafta sürüyor. Şehrin farklı noktalarına yerleştirilen ışık enstalasyonları, sanat eserleri ve projeksiyonlar sayesinde Kopenhag adeta açık hava sanat galerisine dönüşüyor.

Festival boyunca hem yerel hem de uluslararası sanatçıların eserlerini görmek mümkün. Yazımın ilerleyen kısımlarında zaten hem fotoğraflarla hem de detaylarla bu büyülü atmosferi daha iyi anlatacağım.
Kopenhag’a Ulaşım & Otele Varış
Kopenhag Havalimanı’na indikten sonra, daha önceden araştırmamı yaptığım için hiç zorlanmadan metroya yöneldim. Biletler oldukça uygundu; yanlış hatırlamıyorsam tek yön şehir merkezi bileti yaklaşık 4 € civarındaydı.
Biletimi biletmatiklerden kredi kartı ile kolayca aldım, nakit de geçerliydi.
Burada küçük ama önemli bir detay var: Bileti aldıktan sonra makineler bulunuyor. Metroya binmeden önce check-in yapmanız, varışta ise check-out yaparak çıkış yapmanız gerekiyor.
Ben M2 hattına bindim ve kısa sürede şehir merkezine ulaştım. Kopenhag için ulaşım konusunda aklımda kalan en net şey şu: inanılmaz derecede kolay ve pratik. Metrodan indikten sonra otelime sadece 5 dakikalık bir yürüyüşle ulaştım.
Kopenhag’da Konaklama – Kopenhag Gezi Rehberi 2026
Konaklama için Wakeup Copenhagen – Borgergade’i tercih ettim. Ekonomik ama aynı zamanda çok merkezi bir otel. Tek başına seyahat edenler için gerçekten ideal.

Otel; Nyhavn, Amalienborg Sarayı ve şehir merkezinin pek çok noktasına yürüme mesafesinde. Ulaşım, güvenlik ve konum açısından gönül rahatlığıyla “fiyat-performans oteli” diyebilirim. Linkini buraya bırakıyorum, ilgilenenler mutlaka göz atsın.
Wakeup Copenhagen – Borgergade, Køpenhag (2026 güncel fiyatları)
Kopenhag’da Soğuk Hava Gerçeği
Ben Ocak sonu – Şubat başı gibi gitmiştim ve hava gerçekten çok soğuktu. Eksili derecelerden bahsediyoruz. O yüzden Kopenhag kış seyahati yapacaklara küçük bir hatırlatma:termal tayt, atkı, eldiven, bere, sağlam bir bot… Sizi sıcak tutacak ne varsa mutlaka yanınıza alın.
Ben soğuğu seven biri olduğum için bu durum beni hiç rahatsız etmedi hatta kış havası şehre ayrı bir güzellik katıyordu.
İlk Akşam: Yemek, Saray ve Nyhavn
Otele yerleşir yerleşmez keşfetme isteği bastı ama tabii ki önce acıktığımı fark ettim.
Otelin tam karşı caddesinde, Kopenhag’ın meşhur Gasoline Grill şubelerinden birini görünce hiç düşünmeden buraya gitme kararı verdim. Eski bir benzin istasyonundan dönüştürülmüş bu yer, şehirdeki en popüler burgercilerden biri. Menü sade ama lezzet gerçekten efsane. Soğuk havada sıcak bir burger ilaç gibi geldi.

Yemeğin ardından hava kararmıştı. İlk durağım Amalienborg Sarayı oldu. Sarayın önünde nöbet tutan askerler vardı; ortam oldukça etkileyiciydi. Fotoğraflarımı çektikten sonra nehir kenarından yürüyerek Nyhavn’a doğru ilerledim.
Nyhavn’da, renkli evlerin arasında bir kafeden sıcak şarabımı (gløgg) alıp nehir kenarında biraz oturdum. İnsanları izlemek, ışıkları seyretmek ve şehrin ritmini hissetmek… İlk gün için mükemmel bir başlangıçtı.
Işıklar Altında Tekne Turu
O gün için kendime GetYourGuide üzerinden bir tekne turu almıştım. Saatim gelince Nyhavn’daki iskeleden, farklı ülkelerden gelen bir grupla birlikte tekneye bindik. Tekne oldukça büyüktü; hem kapalı hem de açık alanı vardı. Soğuk olduğu için önce kapalı bölümde oturdum, sonra fotoğraf ve video çekmek için dışarı çıktım.

Normalde tekne turlarına çok sıcak bakan biri değilim ama ışık festivali sırasında bu tur bambaşka bir deneyim oldu. Işık enstalasyonlarını uzaktan, sudan izlemek gerçekten büyüleyiciydi. Her yer ışıl ışıldı ve bana fazlasıyla Amsterdam vibe’ı verdi. Kesinlikle iyi ki yapmışım dediğim bir aktivite oldu.
Geceyi Jazz ile Bitirmek
Tekne turundan sonra, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Hvide Lam adlı bir jazz bara gittim. Mekânın en güzel yanı, sahne ile dinleyici arasındaki mesafenin neredeyse olmaması; müzik çok yakın, çok gerçek hissettiriyor. Canlı jazz performansları eşliğinde insanlar rahatça sohbet ediyor, bazen şarkılara eşlik ediyor. Resmiyetten uzak, sıcak ve lokal bir havası var.

Ben de orada iki yabancıyla tanıştım; birlikte sohbet ettik, şarkılar söyledik, hatta dans ettik. “Tek gidersem sıkılır mıyım?” diye düşünenler için net söylüyorum: hiç öyle bir ortam değil. Aksine insanın içini ısıtan, sosyal ve keyifli bir atmosferi var.
Güvenli Sokaklar & Gün Sonu
Saat 02:00 olmuştu. Jazz bardan çıktıktan sonra, yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşle otelime döndüm. Sokaklar hâlâ insan doluydu ve kadın-erkek oranı oldukça dengeliydi.
“Bu saatte tek başıma rahatsız olur muyum?” diye sorarsanız: kesinlikle hayır. Kopenhag kendimi en güvende hissettiğim şehirlerden biri oldu.
Otele vardığımda hem çok yorgundum hem de inanılmaz keyifli bir gün geçirmiş olmanın mutluluğu vardı. Kopenhag, daha ilk günden kalbimde yerini almıştı.
Kopenhag’da 2. Gün
Güne Tatlı Bir Başlangıç: Buka Bakery
Ve ikinci gün… Güzel bir uykunun ardından dinlenmiş bir şekilde uyandım. Enerjimi toplamışken, uzun zamandır merak ettiğim Buka Bakery’e gitmeden olmazdı. Burası Kopenhag’da özellikle taze kruvasanları, ekmekleri ve tatlılarıyla oldukça meşhur. Vitrindeki her şey günlük çıkıyor ve gerçekten mis gibi kokuyor.
Tabii bu ünü sayesinde biraz kalabalıktı; oturacak yer sayısı sınırlı. Ama isterseniz yiyeceklerinizi alıp dışarıda, yürürken ya da bir bankta da keyifle yiyebilirsiniz. Ben de öyle yaptım, açıkçası çok da keyifliydi.
Alışveriş Caddesi & Yuvarlak Kule
Karnımı doyurduktan sonra Købmagergade Meydanı’nda mağazaları gezmeye başladım. Burası hem alışveriş hem de şehir atmosferini hissetmek için güzel bir rota. Buradan yürüyerek Rundetaarn (Yuvarlak Kule)’a geçtim. İçerisi gerçekten çok etkileyici; özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler için harika bir alan.

Merdiven yerine yavaş yavaş yükselen spiral bir rampası var, o yüzden çıkması hiç zor değil. En üstte hem gözlemevi hem de şehri izleyebileceğiniz manzara alanları bulunuyor.
Giriş ücreti oldukça makul; yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 40 DKK civarındaydı ve kesinlikle değer.
Saray Atmosferi: Christiansborg Palace
Burada güzel vakit geçirdikten sonra rotamı Christiansborg Palace’a çevirdim. Sarayın önünde atlar ve askerler vardı, hatta at arabaları bile geçiyordu. Bir an gerçekten eski zamanlara ışınlanmış gibi hissettim. Fotoğraf çekmek için inanılmaz güzel kareler yakalayabileceğiniz bir yer.

Bir süre burada dolaşıp fotoğraf çektikten sonra, yine yürüme mesafesinde olan Sorte Diamant (Black Diamond)’a geçtim.
Modern Mimari & Mola: Sorte Diamant
Sorte Diamant, Danimarka Kraliyet Kütüphanesi’nin modern ek binası ve gerçekten çok büyük, çok etkileyici. Nehir kenarında yer alıyor ve içeri girdiğiniz anda mimarisiyle insanı büyülüyor. Burada hem şarj molası verdim hem de biraz dinlendim. Alt katta kütüphaneye ait küçük bir dükkân var; kitaplar, defterler ve hoş hediyelikler bulabilirsiniz. Ayrıca bir de cafesi mevcut, manzarası da çok keyifli.
Danimarka Tasarımı: HAY House
Dinlendikten sonra HAY House’u gezmeye gittim. HAY, Danimarka’nın dünyaca ünlü tasarım markalarından biri. Minimal, fonksiyonel ve modern tasarımlarıyla biliniyor. Mağazanın içinde ev eşyalarından aksesuarlara kadar çok güzel parçalar var. Ben kendime bir şey almadım ama üzerinde “HAY” yazan bez çantalar gerçekten çok meşhur; güzel bir hatıra olarak alınabilir.

Sokak Lezzeti Molası: DØP
Ve tabii ki yine acıktım.
Bu sefer kısa bir mola verip DØP (Den Økologiske Pølsemand)’dan hot dog aldım. Burası Kopenhag’ın en bilinen sokak lezzetlerinden biri. Organik sosisleri ve farklı sos seçenekleriyle hızlı ama lezzetli bir atıştırmalık için birebir.

Yerel Tatlar: Torvehallerne
Kopenhag’a gelmişken yerel tatları bir arada deneyebileceğiniz Torvehallerne’ye gitmeden olmazdı. Biraz merkeze uzak ama yürümeyi seviyorsanız yol boyunca şehri keşfetmek çok keyifli. Burası A’dan Z’ye inanılmaz bir yemek çeşitliliğine sahip.
Deniz ürünleri sevenler için Hav ‘ı kesinlikle öneririm. Ben ise smørrebrød tercih ettim. Bir kadeh şarap eşliğinde denediğim bu Danimarka klasiği hem hafif hem de doyurucuydu. Benim için %100 memnun kaldığım bir durak oldu.
Işıklar Altında Kopenhag
Yemekten sonra günün en can alıcı kısmına geldim: Işık Festivali enstalasyonlarını keşfetme turu. Festivalin resmi sitesinden tüm noktaları önceden işaretlemiştim. Merkeze doğru yürüyerek, tek tek gezip inceleyerek bol bol fotoğraf çektim. Gerçekten çok yaratıcı ve ilham verici bir deneyimdi.

Özellikle “Change” adlı enstalasyon beni çok etkiledi. Plastik PET şişelerden yapılmış olması beni fazlasıyla şaşırttı. Dönüştürülebilir ve anlamı olan işler her zaman ilgimi çekiyor. Burada sadece kendimi çektiğimi sanıyordum; meğer arkamdaki insanlar da poz veriyormuş. Fotoğraflara sonradan bakınca fark ettim, çok güldüm. Galerimde kalacak komik anılardan biri oldu.
Vedaya Doğru – Kopenhag Gezi Rehberi 2026
Yine aşırı keyifli ve dolu dolu bir günü geride bırakmıştım. Güzel fotoğraflarla hatırlayacağım Kopenhag’a veda etme zamanı gelmişti. Son gecemdi; otele dönüp hazırlık yapacaktım. Ertesi sabah erkenden uçuşum vardı.
Dönmek istemeyen bir Yağmur olarak, her gittiğim yerden ayrılmak bana zor geliyor ama Kopenhag’dan ayrılmak da bir o kadar zor oldu. Umarım bu yazım okuyan herkes için bilgilendirici ve ilham verici olmuştur.
Daha fazla seyahat paylaşımı için Instagram hesabımı takip edebilirsiniz.
Bir sonraki yazılarımda buluşmak üzere, kendinize iyi bakın!

