Kıbrıs Gezi Rehberi | Kıbrıs, hani şu hep yanı başımda bir el uzatma mesafesi bir yerdi. Her an gidebilirdim bol güneşine, masmavi denizine birkaç gün sürecek sakin bir Akdeniz tatiliydi. Ancak adaya ayak bastıktan sonra burayı şimdiye kadar neden bu kadar ötelediğimi sorguladım.Yavru vatan ‘yavru’dan daha fazlasıymış meğer…

Buralar plajlar ve sıcak havasından çok daha fazlasıymış. Tarihini yalnızca müzelerde sergilemiyor, aynı zamanda sokaklarda, binalarda ve insanların hafızasında yaşamaya devam ediyormuş.
Ada boyunca yaptığım yolculukta en çok etkilendiğim yerler kesinlikle en önce Maraş, sonrasında Lefkoşa ve Girne oldu. Birbirlerine oldukça yakın olmalarına rağmen, her biri bambaşka duygular hissettiren üç farklı dünya gibiydi.
Hayalet Şehrin Sessizliği: Maraş – Kıbrıs Gezi Rehberi
Kıbrıs’ta beni en çok etkileyen yerin neresi olduğunu sorsalar, hiç düşünmeden Maraş derim.
Gazimağusa’nın hemen yanında bulunan Maraş, bir zamanlar Akdeniz’in en gözde turizm merkezlerinden biri. 1960’lı ve 1970’li yıllarda Hollywood yıldızlarının tatil yaptığı, lüks otellerin yükseldiği ve plajlarının dünyanın dört bir yanından gelen turistlerle dolup taştığı bir bölgeymiş.

1974 yılında yaşanan olaylardan sonra ise her şey bir anda değişmiş. Bölge tamamen boşaltılmış ve onlarca yıl boyunca girişe kapalı kalmış. Bu nedenle Maraş bugün dünyanın en ünlü hayalet şehirlerinden biri olarak anılıyor.
Sokaklarında pedallarken hissettiğim duygu tarif etmesi zor bir şeydi. Bir yanda balkonları çökmeye başlamış oteller, diğer yanda yıllardır açılmamış dükkânlar… Bazı binaların tabelaları hâlâ yerinde duruyor. Sanki insanlar bir gün geri dönmek üzere evlerinden çıkmış, ama o gün hiç gelmemiş gibi.

Fakat gene de bir şeyler canlı kalmış , balkonlardan, pencerelerden hayatta olduğu dönemin enerjisi gelip sizi sarıp sarmalıyor.Şen kahkalar, müziğin gramofondan çıkan yankısı, çay kahve eşliğinde muhabbetin her bir kelimesi kulaklarınıza fısıltısıyla yaklaşıyor…Harabelerin de dili vardı ve bu dil çok ama çok güzeldi
En ilginç olan ise birkaç adım ötede Akdeniz’in tüm güzelliğiyle uzanıyor olması. Terk edilmiş otellerin gölgesinde uzanan altın renkli kumlar ve turkuaz deniz, insanın aklında büyük bir tezat yaratıyor. Bir tarafta hayat durmuş gibi görünürken, diğer tarafta doğa tüm canlılığıyla devam ediyor.
Maraş’tan ayrılırken geride sadece terk edilmiş binalar bırakmıyorsunuz. Aynı zamanda yarım kalmış hikâyeler ve kaybolmuş bir zamanın izlerini de yanınızda götürüyorsunuz.
Gazimağusa: Kıbrıs’ın Tarihle Çevrili Liman Kenti
Maraş’ın sessiz sokaklarından ayrıldıktan sonra kendimi bambaşka bir atmosferin içinde buldum. Hemen yanı başındaki Gazimağusa’nın, terk edilmiş bir şehrinden yüzyılların birikimini taşıyan canlı bir tarih sahnesine geçiş yaptık. Kıbrıs’ın doğu kıyısında yer alan bu liman kenti, sadece adanın değil, Doğu Akdeniz’in de en önemli tarihî merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Gazimağusa’nın geçmişi antik dönemlere uzansa da şehir asıl parlak günlerini Orta Çağ’da yaşamış. Özellikle Lusignan Krallığı döneminde Doğu Akdeniz’in en önemli ticaret limanlarından biri hâline gelen kent, Avrupa ile Doğu arasında seyahat eden tüccarların vazgeçilmez duraklarındanmış. Daha sonra Venediklilerin hâkimiyetine giren şehir, stratejik konumu nedeniyle güçlü surlarla çevrilmiş. Bugün hâlâ ayakta duran bu görkemli surlar, yaklaşık üç kilometrelik uzunluğuyla Akdeniz’in en iyi korunmuş savunma yapıları arasında gösteriliyor.
Suriçindeki dar taş sokaklar, eski konaklar ve tarihî yapılar şehrin geçmişinden günümüze kalanlar olmuş. Gazimağusa’nın en dikkat çekici eserlerinden biri ise hiç kuşkusuz meydanda tüm haşmetiyle duran Lala Mustafa Paşa Camii.

14. yüzyılda Aziz Nikolaos Katedrali olarak Gotik mimariyle inşa edilen bu görkemli yapı, 1571 yılında Osmanlıların adayı fethetmesinin ardından camiye dönüştürülmüş. Dış cephesindeki ince taş işçiliği, yüksek kemerleri ve devasa pencereleriyle Avrupa’daki katedraller gibi, bugün minaresiyle birlikte farklı medeniyetlerin izlerini aynı yapıda görebiliyorsunuz.Tadilattan sebep içine giremedik maalesef.Nasıl bir dönüşüm yaşadığını görmek isterdim
Şehrin bir diğer simgesi ise Othello Kalesi. Rivayete göre İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in ünlü “Othello” tragedyasına ilham veren yerlerden biriymiş.Çok değişik bir bilgi olarak gelse de mantıklı gelmedi açıkçası. Neyse ; burası Venedikliler tarafından limanı korumak amacıyla güçlendirilmiş. Burçlarına çıktığınızda Akdeniz’e doğru uzanan manzarayı izlerken, yüzyıllar boyunca bu limana yanaşan ticaret gemilerini hayal etmemek elde değil.

Biz ani bastıran yağmur sebebiyle de belki sizler gidebilirsiniz diye bilgisini vermek istediğim bir konum daha var.Gazimağusa’ya kısa bir mesafede bulunan Salamis Antik Kenti. MÖ 11. Yüzyılda kurulduğu düşünülen bu antik şehir, Roma döneminde Kıbrıs’ın en büyük yerleşimlerinden biri olmuş. Günümüze ulaşan sütunlu caddeler, hamamlar, gymnasium ve yaklaşık 15 bin kişilik tiyatro gibi yapıtlar ala ayaktaymış. Burada yapılacak en güzel şey bence içinizde zamanı durdurup ‘an’ı 1 saate sığdırarak Antik tiyatronun basamaklarında denizden gelen hafif rüzgârı hissedebilirsiniz; insanları iki bin yıl önce burada sahnelenen oyunları izlerken hayal edip o zamana ait olabilirsiniz.Ya da sadece oturup termostaki çayınızı içebilirsiniz…
Gazimağusa tarihi dokusuna rağmen hâlâ yaşayan bir şehirmiş. Bir yanda yüzlerce yıllık surların gölgesinde yürürken, birkaç adım sonra küçük kafelerde oturan insanları görmek geçmiş ile bugünün burada doğal bir şekilde iç içeydi .Surlara ve camiye aynı anda bakarak kahvenizi yudumlamak ya da belki buradaki çınarın gçlgesinde yemek yemek huzuru diğer adıyla yaşayabilrsiniz
Buralar bana tarihin yalnızca acı olaylardan ibaret olmadığını, aynı zamanda medeniyetlerin bıraktığı zengin mirası da taşıyabileceğini tekrar gösterdi. Kıbrıs’a dair aklımda kalan şehirlerden biri olmasının nedeni de belki buydu.
Dünyanın Son Bölünmüş Başkenti: Lefkoşa
Kıbrıs’ın kalbi ise hiç şüphesiz Lefkoşa.
Lefkoşa’yı diğer başkentlerden ayıran en önemli özellik, dünyanın hâlâ ikiye bölünmüş son başkenti olması. Şehrin ortasından geçen Yeşil Hat, kuzey ve güneyi birbirinden ayırıyor.

Bu bilgi kulağa ilk başta sadece siyasi bir ayrıntı gibi gelebilir. Ancak Lefkoşa sokaklarında yürümeye başladığınızda bunun günlük yaşamın bir parçası olduğunu hissediyorsunuz. Birkaç dakika içinde sınır kapısından geçip farklı bir ülkeye ulaşabilmek oldukça sıra dışı bir deneyim.
Şehrin tarihi ise çok daha eskiye dayanıyor. Bugün görülebilen yıldız şeklindeki surlar, 16. Yüzyılda Venedikliler tarafından inşa edilmiş. Yukarıdan bakıldığında, adeta bir yıldızı andıran bu savunma sistemi dönemin en gelişmiş mühendislik örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Surların içinde kalan eski şehir bölgesi ise adeta açık hava müzesi gibi.

Dar taş sokaklarda yürürken tüm sadeliğiyle karşıma çıkan Selimiye Camii beni şaşırttı. Yapının geçmişte St. Sophia Katedrali olarak inşa edilmiş olması, Kıbrıs’ın çok katmanlı tarihinin en güzel örneklerinden biri. Gotik mimari olmasına rağmen oldukça sade yükselen bina, Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüş ve bugün hâlâ kullanılmaya devam ediyor.
Lefkoşa’nın en sevdiğim noktalarından biri ise Büyük Han oldu. 1572 yılında Osmanlılar tarafından yaptırılan bu han, geçmişte tüccarların ve yolcuların konakladığı bir merkezmiş. Günümüzde ise sanat galerileri, el işi dükkânları ve kafelerle dolu canlı bir kültür alanına dönüşmüş durumda.
Bir kahve molası verip avluda otururken, yüzyıllar önce aynı yerde dinlenen tüccarları düşünmeden edemiyor insan.
Girne: Kıbrıs’ın En Güzel Kartpostalı – Kıbrıs Gezi Rehberi
Eğer Kıbrıs’ın en romantik ve en huzurlu köşesini seçmek gerekirse, benim oyum Girne’den yana olabilir.
Dağlarla Akdeniz arasına kurulmuş bu şehir, ilk görüşte insanı kendine çekiyor. Özellikle tarihi liman bölgesi, Kıbrıs’ın en fotojenik noktalarından biri.
Liman boyunca sıralanan tekneler, taş yapılar ve denize karşı oturabileceğiniz kafeler şehre ayrı bir karakter kazandırıyor. Akşam saatlerinde gün batımının limana yansıyan renkleri ise gerçekten görülmeye değer.
Limanın hemen yanında yükselen Girne Kalesi şehrin en önemli tarihi yapısı. Temelleri Bizans dönemine kadar uzanan kale, yüzyıllar boyunca Bizanslılar, Lusignanlar, Venedikliler ve Osmanlılar tarafından kullanılmış.

Kalenin içerisinde yer alan Batık Gemi Müzesi ise Kıbrıs’ın ilginç bir müzesi bence.Hiç böyle bir sergi duymamıştım.Ve tabii ki buraya da zamanı kullanamamaktan giremedik.Bunun için üzgün de değilim .Tekrar gelmek için bir sebebim aslında bahanem oldu böylelikle. Burada sergilenen ticaret gemisi yaklaşık 2300 yıllık geçmişe sahipmiş ve Akdeniz’de bulunan en eski gemi kalıntılarından biri kabul ediliyormuş.
Girne’nin biraz dışında yer alan Bellapais Köyü ise mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.
Fransızca “Barış Manastırı” anlamına gelen Bellapais Manastırı, 13. Yüzyılda inşa edilmiş. Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan yapı, Beşparmak Dağları’nın eteklerinde yer alıyor. Buradan bakınca, Girne kıyıları ve Akdeniz ayaklarınızın altında uzanıyor.
Burayı üne kavuşturan ana sebeplerden biri ise İngiliz yazar Lawrence Durrell’in yıllarca burada yaşaması . Sessizliği ve manzarasıyla Bellapais, Kıbrısın her noktası gibi burası da insanın saatlerce oturup etrafı izleyebileceği yerlerden biri.
Kıbrıs Mutfağına Küçük Bir Not – Kıbrıs Gezi Rehberi
Kıbrıs seyahati boyunca sadece tarihi değil, mutfağı da keşfetme fırsatım oldu.
Hellim peyniri elbette adanın en bilinen lezzeti. Ancak şeftali kebabı, molehiya, fırın kebabı ve ceviz macunu gibi tatlar da en az hellim kadar dikkat çekici.

Özellikle Girne Limanı’nda denize karşı yenilen taze balık ve yanında servis edilen mezeler, Kıbrıs mutfağının Akdeniz kültürüyle nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Adadan Ayrılırken
Kıbrıs’tan ayrılırken aklımda kalan şey yalnızca güzel plajlar olmadı.
Maraş’ın sessizliği, Lefkoşa’nın karmaşık tarihi ve Girne’nin huzurlu limanı bana bu adanın ne kadar farklı hikâyeleri aynı anda barındırdığını gösterdi.Bazı şehirler ziyaret edilir ve unutulur. Bazıları ise hafızada iz bırakır. Kıbrıs benim için ikinci gruptaydı. Huzuru nadiren bu kadar derinlerde hissederim. Akdeniz’in ortasında duran bu küçük ada, beklediğimden çok daha fazla hikâye ve duygu barındırıyormuş meğer.İnsanı kendine iyi hissettiren bir yermiş.Tavsiyemdir, gelin gezin, yaşayın ve hissedin ama sakin bir zamanda.Gürültünün ve kalabalığın tüm bunları bastırmasına izin vermeden…
Kıbrıs’a Ulaşım
Kıbrıs’a Türkiye’den ulaşmanın en pratik yolu hava yolu. Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Adana olmak üzere birçok şehirden Ercan Havalimanı’na yıl boyunca direkt uçuşlar düzenleniyor. Uçuş süresi bulunduğunuz şehre göre değişmekle birlikte, İstanbul’dan yaklaşık 1 saat 30 dakika sürüyor. Özellikle yaz sezonunda sefer sayıları arttığı için uygun fiyatlı bilet bulmak mümkün belki ama ben bulamadım ya da bana dek gelmedi diyelim.
Deniz yolunu tercih edenler için ise Mersin’in Taşucu Limanı’ndan Girne Limanı’na düzenli feribot ve deniz otobüsü seferleri bulunuyor. Yolculuk, seçilen feribot türüne göre yaklaşık 2,5 ila 6 saat arasında sürüyor. Kendi aracıyla seyahat etmek isteyenler de araçlı feribotları kullanabiliyor.
Adaya vardıktan sonra şehirler arasında ulaşım için toplu taşıma seçenekleri bulunsa da, seferlerin sınırlı olması nedeniyle en konforlu seçenek araç kiralamak. Özellikle Girne, Lefkoşa, Gazimağusa, Bellapais ve Karpaz gibi farklı bölgeleri birkaç gün içinde gezmeyi planlayanlar için araç kiralamak hem zaman kazandırıyor hem de ulaşımı oldukça kolaylaştırıyor. Ama biz Girne’deki otelden bir kaç taksiden fiyat alıp tüm gün bizi gezdirecek biriyle anlaştık ;güzel oldu
Kıbrıs’ta trafik, Türkiye’nin aksine sol şeritten akıyor. Bunun nedeni adanın uzun yıllar İngiliz yönetiminde kalmış olması. Araç kiralayacakların ilk günlerde bu kurala dikkat etmesi önemli. Yol tabelaları genel olarak İngilizce ve Türkçe olduğu için yön bulmak oldukça kolay.
Şehir merkezlerinde taksi hizmeti bulunuyor, ancak kısa mesafeler dışında maliyetli olabiliyor. Bu nedenle özellikle birkaç gün sürecek bir gezi planlayanlar için araç kiralamak en ekonomik ve pratik ulaşım yöntemi olarak öne çıkıyor.
Instagram hesabımda da daha nice muhteşem rotalar hakkında paylaşımlar yapıyorum. Takip edebilirsiniz.
Diğer seyahat yazılarımı okumak için buraya tıklayın.
Keyifli seyahatler dilerim.

